Akademik Körlük: Sosyal Bilimleri "Hobi" Sanan Yönetimler
Hiç denk geldiniz mi o manzaraya? Siz bir konu üzerine gece gündüz kafa patlatıp, dirsek çürüterek emek verirsiniz ama karşılığını bir türlü alamazsınız... Sonra bir bakarsınız, aynı konuda sadece "doğru yerlere" yaltaklık yapan birisi, sizin hayal ettiğiniz o hedefe sizden çok önce ulaşıvermiş. Eğer bu adaletsizliğe bir kez olsun şahitlik ettiyseniz, gelin bu mevzuyu biraz deşelim.
Aslında hayatta hiçbir şey karşılıksız değil; iyilik yapan da kötülük yapan da elbet bir gün ektiğini biçiyor. Ama insan nefsi işte, taşıdığı o sabırsızlık yüzünden yaptığı iyiliğin ödülünü hemen almak istiyor. Kötülük yaptığında ise kendi zihin dünyasında ona hemen bir kılıf, bir sebep uyduruveriyor. Fakat benim asıl değinmek istediğim nokta bireysel hırslar değil; emeğiyle var olan insanların görmezden gelinip, tabiri caizse "el öpenlerin" el üstünde tutulması meselesi.
Ben burada siyaset yapmıyorum, bir sosyal bilimci olarak acı bir hakikati dile getiriyorum. Bizler bu konuda her daim mağdur edildik. Yanlış anlaşılmasın, amacım tıp ya da hukuk gibi meslekleri küçümsemek değil; ama bir kıyas yapalım: Bir tıp fakültesi mezununun ya da bir avukatın maaşını iki ay geciktirin bakalım, o insanları bu ülke sınırları içinde tutabilir misiniz? Haklı olarak giderler. Ama konu, bu ülkenin dengelerini değiştirmek için her şeyini feda eden sosyal bilimcilere geldiğinde, daha öğrencilik yıllarında o "ayrımcılık" duvarına çarpıyoruz.
Bu adaletsizlik daha üniversite koridorlarında, öğrenci toplulukları arasında başlıyor. Bakıyorsunuz, üniversite yönetimleri söz konusu spor toplulukları olduğunda gözünü kırpmadan iki-üç otobüs, bir minibüs tahsis edebiliyor. O araçlar anında kapıya çekiliyor. Ama iş sosyal bilimlere, kültürel bir etkinliğe veya akademik çaplı bir çalışmaya geldiğinde nedense o musluklar birden kapanıyor. "Bütçe kısıtlı", "masraflar çok fazla" gibi bahaneler peş peşe sıralanıyor. Spor müsabakasına giden otobüse bulunan bütçe, bir kültürel farkındalık etkinliğine gelince nedense buhar olup uçuyor.
Oysa şunu unutmamak gerek: Eğer sosyal bilimciler olmasaydı, biz onca tarih, coğrafya ve edebiyat kitabını nasıl anlar, bu toplumun ruhunu nasıl okurduk? Sosyal bilimci bu toplumun hafızası, vicdanıdır. Onlara öğrencilik yıllarında bile çok görülen o destek, aslında toplumun kendi geleceğine vurduğu bir kettir. Sosyal bilimlerin bu ülkeye kattığı değer inanılmaz derecede büyüktür; ancak bu değer laboratuvar sonuçları kadar "somut" görülmediği için hep ikinci plana itiliyor.
Artık bu bakış açısını değiştirmenin vakti geldi de geçiyor. Emek verenle, sadece sistemi kullananlar arasındaki o uçurumu kapatmak, bu ülkenin kültürel damarlarını yeniden canlandıracak yegane yoldur.
Mehmet Sinan KILINÇ