Kültür · Sanat · Edebiyat
Deneme

Atfınazar İle Şiirde Türetilmiş Kelimeler

İbrahim Halil İmrak 24 May 2026 31 okunma
Atfınazar İle Şiirde Türetilmiş Kelimeler

Yunus Emre'den Cemal Süreya'ya Türk Şiirinde Türetilmiş Seçkin Kelimeler



Efendim, şiir üzerine bugüne dek birçok şey yazılıp çizilmiştir.

Kimisi şiiri kurallar yığını olarak kabul ederken, kimisi ise bir kuralsızlıklar bütünü olarak kabul etmiştir.

Benim kanımca şiir, en serbest icra edilen sanat türüdür. 

Sözcükler de bu türün temelinde yer alan yapı taşlarıdır.

Sözcükler, şiirlerde pek çok kalıba bürünerek adeta bir bukalemun gibi yaşamaktadırlar.

Kimi zaman şiirle yahut şairle özleşme özelliği bulunan sözcükler, şiir yazılırken her türlü düzenlemeye maruz kalmaktadırlar.

Hele bir de şiirdeki sözcükleri şairler türetince -Batı'da buna Neolojizm derler- bu artık bir düzenlemeden çıkıp bir çeşit buluş haline gelmektedir.

Hulâsa, bu yazıda Türk şiirinde türetilmiş kelimelere atfınazar etmeye çalışacağız.


Efendim, şair dediğimiz kişi öyle bir insandır ki binlerce ânı bir kelimeye adayabilir, hatta o kelimeyi bir anda kendisi de var edebilir. 

Bu, kimilerine anlamsız gelse de aslında sanatın zanaattan farkını ortaya koyan yegâne unsurdur. Zanaat ehli daima elindekinin kopyasını üretirken sanat ehli daima bir şeyler yaratma ve estetik bir yapı oluşturma işine memurdur.


Bunun yanında şiirde şairin farklı kullanımlara başvurmasını Ahmet Hamdi Tanpınar "Şiir ve Dil" adlı makalesinde "hususi bir dil tasarrufu" olarak ele alır. 

Ki bence de doğru olan, bu hususu böyle değerlendirmektir. 


Dil, esnek bir varlık olduğu için, şiir gibi bir sanatta deyim yerindeyse elastikleşmesi doğal bir durumdur. 

Bu durum dilbilimcilerce —Berke Vardar ve bilhassa Doğan Aksan bu konu üzerinde çokça dururlar— "sapma" olarak görülse de doğrusu kanımca Ahmet Hamdi Tanpınar'ın görüşüdür.


Ahmet Hamdi Tanpınar'ın görüşünün yanında Dilbilimcilerin "Sapma" kelimesine de bir atfınazar etmesek olmaz.


Edebiyat teorisinde ve modern dilbilimde "sapma" (Fr. déviation), en basit tabirle şairin standart dilin kurallarına bilinçli olarak başkaldırmasıdır. 

Bu başkaldırı şiir dilinin temelini oluşturmaktadır.

Bakınız, bazı zamanlar vardır ki şiirde standart dil sisli görünür. 

Şairler de bu sisi kendilerince ürettikleri unsurlarla dağıtırlar ve şiir dilini ortaya çıkarırlar.

Şimdi, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın deyimiyle bu "hususi dil tasarruflarına" atfınazar edelim.




Çok çok geriye gidiyoruz.

Ta 13. yüzyıla... 

Türkçemizin sarrafı Yunus Emre bir şiirinde şöyle demekte:

"Yunus bu halk içinde eksiklüdür Hak bilür,

Divane olmış çağrur, dervişlik bühtan bana."


Günümüz Türkçesi:

"Yunus, bu halk arasında günahkâr ve noksan biridir, bunu en iyi Hak (Allah) bilir. O (Hakk'ın aşkıyla) divane olmuş çağırıyor, dervişlik bana iftiradır (ben bu yüce makama layık değilim )."


Evet, inci gibi dizeler görüyoruz. Ama bu mısralarda Yunus Emre'nin ürettiği başka bir inci daha var. 

Gördüğünüz üzere, şiirdeki "eksik/eksük" kelimesi burada "lI²/lU²" isimden isim yapım ekiyle birleştirilip farklı bir şekil oluşturmuş.

Günümüzde "eksik" kelimesi, bir şeyin tam olmadığını, yarım olduğunu ifade eder. 

Burada ise şairimiz "eksiklü" (günahkâr) kelimesiyle tasavvuftaki "taksiratı olan, Allah karşısında aczini bilen kul" kavramını "eksik + lü" şeklinde Türkçeleştirerek karşılamıştır. 


Yunus Emre, daha böyle onlarca kelime türetmiştir.

Bunlardan biri de "bencileyin" (benim gibi) ve "sencileyin" (senin gibi) kelimelerinden esinlenerek türettiği "ancılayın" (onun gibi) kelimesidir.


Evet, Yunus Emre bu yaptıklarıyla aslında yalnızca şiirini zenginleştirmemiş, aynı zamanda Türkçemize de hizmet etmiştir.



Tabii şiirde kelime türetme işi her zaman Yunus Emre'de olduğu gibi sade ve sistematik bir şekilde ilerlememiştir. 

Biraz daha ilerleyip Klasik Türk şiirine baktığımızda, özellikle ilerleyen dönemlerde bu işlemin daha farklı yapıldığını görürüz.


Mesela 17. yüzyılda yaşamış usta şairimiz Fehîm-i Kadîm, Sebk-i Hindî akımının da etkisiyle Arapça "secde" kelimesine Farsça "götüren/eden" anlamındaki "-ber" ekini ekleyerek "secde-ber" (secde eden) kelimesini türetmiştir.

Kelime şiirde şöyle geçer:


"Dilberân çeşm-i siyeh-pûşına ser-germ-i niyâz

 Eylemiş secde-berân bütleri bir kâfirdür"


Günümüz Türkçesi:"O sevgili, siyahlar örtünmüş büyüleyici gözüne karşı, secde eden putları bile yalvarma sarhoşu etmiş bir kâfirdir."


Görüldüğü gibi bu türetme biçimi Yunus Emre'deki gibi sistemli ve içsel değil, tamamen biçimseldir.

Bilindiği üzere Klasik Türk şiiri ekseriyetle aruz vezni ve edebi sanatlarla donatılmıştır. 

Bu biçimsel unsurlar elbette çeşitli türetimlere de neden olmuştur. 

Üstüne bir de şiire Sebk-i Hindî gibi ağır bir üslup tarzını ekleyince her türlü türetim kaçınılmaz olmaktadır.




Şimdi biraz daha günümüze gidelim.


20. yüzyıldan itibaren Dadaizm (Kuralsızlık) ve Sürrealizm (Gerçeküstücülük) gibi akımlar birçok sanat türüne etki etmişti. 

Elbette şiir de bu akımlardan payını fazlasıyla almış ve alışılmadık uygulamalarla donatılmıştı.

Yani asıl türetim dediğimiz şey, bu akımların etkisinde ortaya çıkmıştı. 

Dünya şiirinde —bilhassa Fransız şiirinde— bu furya büyük yankı bulmuştu. 

Özellikle Dadaizm bu akımların başını çekiyordu.

Aslında sanatta türetimden ziyade yoğun bir kuralsızlığı ve uyumsuzluğu barındıran bu akımlar, ilerleyen zamanlarda pek de uzun ömürlü olmadı.


Daha açıklayıcı olması bakımından Dadaizm akımının öncülerinden Hugo Ball'ın tamamen kendi ürettiği anlamsız kelimelerle yazdığı "Karawane" adlı şiirini örnek olarak verebiliriz:


Karawane


jolifanto bambla ô falli bambla

grossiga m'pfa habla horem

égiga goramen

higo bloiko russula huju

hollaka hollala

anlogo bung

blago bung

blago bung

bosso fataka

ü üü ü

schampa wulla wussa ólobo

hej tatta gôrem

eschige zunbada

wulubu ssubudu ulu ssubudu

tumba ba- umf

kusaga kuma

ba - umf

(1916)


Garip bakışlarla şiire anlam vermeye çalıştığınızı görür gibiyim.

Ben de ne diyor bilmediğim için çeviremedim.

Kusura bakmayın.(!)

Bu akım mantığı reddettiği için, şair de bu ölçütten yola çıkarak yalnızca seslerin ahengiyle bir şiir yazmış.


Kamu Spotu: Tutup da eski günlerinizi yahut eski aşklarınızı düşünmeye kalkmayınız! (!)




Yeni Türk şiirinde ise değişimler ve kısmen diyebileceğimiz türetimler tam anlamıyla Servetifünun dönemiyle başlar diyebiliriz. 

Tabii onlardan evvel Abdülhak Hamit Tarhan ve Recaizade Mahmut Ekrem vardır; ancak onları da Servetifünun topluluğuyla bir almak yanlış olmaz sanırım. 

Bu dönemde daha çok yeni imgeler oluşturulmuştur. 

Yine Ahmet Haşim gibi şairler de Cumhuriyet Devri şiirine dek bu tutumu sürdürmüştür.


Türk şiirinde tam anlamıyla bilinçli bir şekilde türetim yahut daha doğrusu bilinçli kuralsız türetimler, İkinci Yeni ile başlar diyebiliriz. 


İkinci Yeni akımı, 1950'li yıllarda Garip Akımı'na tepki olarak doğan bir topluluktur. 

İçerisinde İlhan Berk, Cemal Süreya ve Ece Ayhan gibi güçlü şairleri barındıran bu topluluk, ziyadesiyle Sürrealizm akımından etkilenmiş ve bu akımın gölgesinde şiirler yazmışlardır.


Bugün birçoğumuz bu şairlerin şiirlerini anlamakta, hatta bazen okumakta dahi zorlanırız.

Gelin, bir de bu şairlerin türettiği kelimelere bakalım.

Örneğin Ece Ayhan, "Mor Külhani" adlı şiirinde şöyle demektedir:

"Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz"


Görüldüğü gibi, buradaki "aparthan" kelimesi bir sıra dışılık göstermektedir. 

Muhtemelen bildiğimiz "apartman" ve "han" kelimelerinin birleşmesinden oluşturulan bu kelime, bir çeşit eski-yeni çatışmasını ifade eder. 


Şair aynı şiirde bu sefer cehennem ve cennet kelimelerinden "cehennet" kelimesini türeterek okuyucuyu arafta bırakır:


"Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler"


Cemal Süreya, herhalde İkinci Yeni akımındaki en anlaşılır şairdir.

Ondaki kelimeler biraz daha açıktır.


 Örneğin "Üvercinka", şairin ve akımın en bilinen türetilmiş kelimelerindendir.

"Güvercin" kelimesinin başındaki "G" sessiz harfinin atılıp, sonuna "kadın/kanat" kelimelerinin (ya da sevdiği bir kadının adının) hecelerinin eklenmesiyle türetildiği düşünülür. 

Şiirde kelime şöyle geçer:


"Birden nasıl oluyor sen üvercinka oluyorsun,

Meydan yerinde kampağacının altındayız.

Bütün caddeler daralmış..."


Şair, aynı şiirde bu defa daha anlamlı bir türetme ile karşımıza çıkar:

"Gözleri göz değil Gözistan..."


Yine şair, şiirde "göz" ismini, Farsça "-istan" (bir tür yurt/yer yapma eki) ekiyle birleştirip türettiği bu kelimeye -kanaatimizce- "gözlerin ülkesi, gözlerin kaynağı" anlamını vermiştir.


Bu üstatların aziz şiirlerinin çok çok arkasında, naçizane Gümüşî de başlığı dahi bir türetme ürünü olan "İçtence" adlı şiirinde şöyle diyor:

"Her gün seni günelgelerde buluşum

İnan ki işten değil içten..."


Görüldüğü üzere, burada "günelge" kelimesi tamamen türetme eyleminin bir sonucudur.


"İçtence" ve "günelge" kelimelerini de size bırakıyorum.

Şiirde kelimelere vereceğiniz manalar sizlere özgüdür. 

Çünkü şiir dilinde bir kelimenin onlarca anlamı olabilir; ancak okuyucunun verdiği anlam en önemlisidir.



Evet, daha evvel dediğim gibi şiir en serbest alanlardan biridir. 

Yine şiir, fikrimce icra edilmesi en zor sanat türüdür. 

Hani Özdemir Asaf diyor ya; "Herkesin bir hikâyesi vardır ama herkesin bir şiiri yoktur" diye... 

İşte şiir tam da böyle bir meseledir.

Varsın gerisini siz düşünün.


Şiirde kelime türetme konusu da böyleydi.

Uzun zamandır bu yazıyı yazmak için uğraşıyordum.

Sonunda yazabildim.

Ben yazarken, kaynakları araştırırken ve okurken çok keyif aldım.

Umarım siz de okuduğunuzda keyif alırsınız.

Meraklıları için yararlandığım kaynakları sırasıyla aşağıya bırakıyorum.

Yeni yazılarda görüşmek üzere...



Yararlandığım Kaynaklar


Nurullah Çetin - Şiir Çözümleme Yöntemi 


Ahmet Hamdi Tanpınar - Edebiyat Üzerine Makaleler



Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş, "Yunus Emre Divanı"

(Dileyen Abdülhak Gölpınarlı'dan yahut Mustafa Tatçı'dan da okuyabilir.)


Prof. Dr. Doğan Aksan, "Yunus Emre Şiirinin Gücü" 

(Genel tavsiye)


Nurettin Albayrak - Gönül Çalab'ın tahtı - Açıklamalı Yunus Emre sözlüğü

(Yunus Emre'yi anlamak isteyenlere)


Tahir Üzgör - "Fehîm-i Kadîm: Hayatı, Sanatı, Divan'ı ve Metnin Bugünkü Türkçesi"



Prof. Dr. Turgut Karabey, "Dîvân Şiirinde 'Sapma'lar" (Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı: 32, Erzurum 2007).


Prof. Dr. İsmail Çetişli- Batı Edebiyatında Edebî Akımlar



Dr. Öğr. Üyesi Hulusi Geçgel, "İkinci Yeni Şiirinde Sapmalar", Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Makalesi.

(İkinci Yeni şiirini anlamak isteyenlere)


Dr. Nigar Oturakçı, "İkinci Yeni Şiirinde Anlık Oluşumlar", Mehmet Özmen Armağanı - Çukurova Üniversitesi.

(İkinci Yeni şiirini anlamak isteyenlere)



Cemal Süreya - Sevda Sözleri Bütün Şiirleri


Ece Ayhan - Bütün Yort Savul'lar! - Bütün Şiirleri (1954-1997) 

(Cemal Süreya kadar bilinmese de çok farklı ve iyi bir şairdir)