Kültür · Sanat · Edebiyat

Bir gönül manzarası...

Yüksel Çapal 24 July 2026 81 okunma
Okuma Araçları: |
Bir gönül manzarası...

İnsan bir çok hadise ile karşılaşıyor ömür boyu. Karşılama şeklimizse insânî olarak gelişim noktasında nerede olduğumuzu gösteriyor. Neye, nasıl baktığımızın farkındaysak ona göre de tepkilerimizi daha bilinçli veriyoruz, karşılığı ise gülen bir yüz ya da memnun olunmayan bir hâl olarak geliyor. Sonuçta bazen karşıdaki insanın hoşuna gitmese de o tepkinin verilmesi gerekli olabiliyor. Hikaye şöyle: Uzun bir seyahat için ailece otobüse bindik. Camdan etrafı izleyerek, konuşarak, kitap okuyarak başladık yolculuğa. Tabii çocuklar için biraz da dijital oyunlar söz konusu olmadı değil. İki saat kadar sonra otobüste sinyal sesi gibi derin ve kararlı bir ses rahatsız etmeye başladı. O sırada ben de kitap okuma telaşındaydım. Bir süre duymamaya gayret edip kitaba devam ettim. Ama başımda zaten bir haftadır var olan zonklamaya eşlik eden bu ses buna mâni oluyordu. Eşime sordum. "Bu ses de ne böyle?" Muavine sorduk, "Küçük bir arıza var, bu ses böyle devam edecek mecburen." dedi. Tekrar önüme döndüm ve iyi tarafından bakarak "Çok şükür kulaklarım duyuyor, ya duymasaydı? " dedim içimden. Çok abartılı mı geldi? :D Ama gerçekten öyle düşündüm. Neyse, aradan kısa bir zaman geçti ve bu kez bir plastik yanığı kokusu sardı otobüsün içini. Yolculardan bazıları da bu kokuyu duyduğunu söyledi. Bu arada arka planda otobüsün iki şoförü ve muavin bunu konuşmuş ve tamirci çağırmıştı bile. Herkesin aşağıya inmesi için uyarı yaptılar. Biz de indik. Yolcular arasında "İnşallah önemli bir durum değildir." diye konuşmalar oldu. Haklı olarak kimse yolda kalmak ve evine geç gitmek istemiyordu. Tabii sonuç olarak "Canımız sağ olsun da geç gidelim." deyip kabullendik bu durumu... İnsan her şeyi aynı anda düşünme kapasitesine sahip bir varlık öyle değil mi? Yakın olan ilçelerden iki tamirci aranmış, daha fazla vakit geçmemesi adına hangisi önce gelirse ona yaptırılır diye düşünülmüş. Beklemeye başladık. İndiğimiz yer bir dinlenme tesisiydi. Çocuklar "Ne yapacağız?" dediler. "Yapacak bir şeyler buluruz elbet" dedik Biraz hediyelik eşya baktık. Boş boş dolandık. İhtiyaç giderdik. "Ne kadar sürer bu tamir işi acaba?" tahminleri falan derken vakit biraz geçti ama daha tamircilerin biri bile gelmemişti. Az ileride kamelyaları olan bir park dikkatimizi çekti. Oraya gidip belki gölgelik bir yer bulur otururuz diye planladık. Nedense arabadan inerken ben bu aksilikten bir hikmet çıkacak diye bir duyguya kapılmıştım. Hiçbir şey boşuna değildi hayatta. Parka doğru ilerledik. Bir baktık burası özel bir engelli bakım merkezine aitmiş. Bizi kibarca reddettiler ama bitişiğindeki spor aletleri de olan yere geçebilirsiniz dediler. Orada da banklar vardı. Bari buraya geçelim dedik. Gölgede bir tane bank vardı. Oraya dizildik. Çocuklar orada salıncak da buldu. Ânın tadını çıkarmaya çalıştılar. Bakım merkezinin bahçesinde tekerlekli sandalyeli birkaç kişi hava almaya çıkmıştı. Biz ise oraya bir göz atıp sırtımız dönük olarak oturduğumuz bankta muhabbete dalmıştık. O sırada arkamızdan bir erkek sesi "Bakar mısınız?" deyince ona doğru döndük. Tekerlekli sandalyesinde bir engelli beyefendiydi. Konuşması da biraz farklıydı fakat dikkatli dinlemeye çalışınca anlaşılıyordu.Elinde bir poşet vardı. Bize uzattı ve "100 TL " dedi. Aldık içine baktık. Boncuklardan yapılmış el emeği bileklikler vardı. Muhtemelen kendisi yapmıştı. Eşim bana "Bir tane seç, al." dedi. Daha çok kız çocuklarına hitap ediyordu ama olsun diye düşünüp, bir tane beğenip aldım ve bileğime taktım. Sonra da o engelli beyefendiye dönüp "Elinize sağlık ne güzel olmuş." dedim. O da bize anladığım kadarıyla "Allah razı olsun" a benzer bir şey söyledi. Parasını verip içinde kalan bilekliklerle poşeti teslim ettik. Yüzünde bir gülümseme oluştu. Biraz daha durdu, bize baktı ve arabasını çalıştırıp uzaklaştı. Eşime dedim ki; bak nereden, nereye... Biz bugün bunu almak için burada durmak zorunda kaldık. Belki bir gönül almaktı hikmeti... Gülümsedi, "Belki de." dedi. Biz bunları düşünürken tamirci gelmiş, otobüsün arızası giderilmişti. Anons yapıldı. Otobüse bindik. Yolculuk kaldığı yerden devam ediyordu. Günün sonunda en fazla bir saat gecikmeyle evlerimze ulaştık. Bu uzun yolculuğumuzun kısa hikayesinden aldığımız hisseyle de gönlümüzü doyurduk. Gönül alan bizmişiz gibi görünse de gönlü en çok doyan da bizdik. Sizce gönül, alınması zor bir şey mi?