Kültür · Sanat · Edebiyat

Bir kayıp manzarası...

Yüksel Çapal 01 July 2026 66 okunma
Bir kayıp manzarası...

Kayıplar bizi bize hatırlatan, gerçek bulmalara kapı açan olaylardır. Zordur mutlaka. Dile kolay, kalbe zordur. Bulmak için önce niyet, sonra yol ve farkındalık gerekir. Bazen duygular da bizim en güzel pusulamız olur. Kaybettiğimiz insanlar için, "Şimdi yanımda olsa..." ya da "Bir kez daha görmek için neler vermezdim." cümleleri dudaklarımızdan en çok dökülenlerdir. Ölüm veya farklı bir ayrılık hâli istemsizce bunları söyletir bize. Kıymet bilmenin en etkili vesilesidir kaybetmelerimiz... Bir de hayatımızda önemli bir boşluğu dolduruyorsa... Bu kez bir taziyedeyim. Gelen, giden, üzüntüyü paylaşan birçok insan var. Bize "Çevresi de çokmuş." dedirten. Herkesin bu ölümü kendi dünyasındaki yansımasıyla karşılaştırıp, oradan verdiği örneklerle ilerleyen sohbetvâri bir ortam hakim. "Allah rahmet eylesin." , "Allah sabır versin." cümleleri üzerinden "Benim babam da ..." "Benim annem de..." hikayelerine geçişlerin yapıldığı olaylar döngüsü... Ne çok kayıp hikayesi var diyor insan... Birbirine uyan yönleri de çokça bulunan... Benzer duygular mevcut ama aslına bakılınca merhumun yakınlarının duygularına görünürden daha az temasın olduğu ayrışık paylaşımlar da dikkat çekmiyor değil. Bir ara bir hanım kaybettiği babasından bahsetmeyi abartınca yüzüne uzunca ama anlamsızca baktığımı farkettim. Zaman zaman, "Biz neredeyiz?" , "Ne yapıyoruz?" dedirtiyor insana... Hastanede yaşadıkları vakalar, tespitler, hayıflanmalar ve "Allah düşürmesin." , "Eksik de etmesin." temennileri... Böyle devam ediyorken, bir araba sesi duyuldu. Camdan baktık ve merhumun cenaze arabasıyla evinin önüne getirildiğini gördük. Helallik alınacaktı. Biraz erken geldi gasilhaneden. Ailesinin yüzünde heyecan ve hüzün bir aradaydı. Vedalaşmak için yanına gittler... Başında Kur'an okudular. Gözlerinden yaşlar aktı. Kalplerindeki taze duygularıyla baş başa kaldılar. Görünen o ki anıları canlandı ve dökülüverdi dudaklarından birer birer. Sonra bir ses, "Mevta başında konuşulmaz." diye bu âna bir dokunuşu kendine borç bildi. Sonra ortamın huzurunu korumak isteyen lakin kendini tutamayan başka bir cılız ses "Neden ki?" diye o dokunuşa veryansın etti. Ama uzatmak istemedikleri için susmayı tercih ettiler.Tıpkı önlerindeki kayıpları gibi... Fakat bu suskunluğu dedesiyle son kez oyun oynamak isteyen ortanca torun bozdu. Tabuta sarıldı, biteviye ağladı. Kimse bir şey diyemedi. Sadece ona eşlik etti. Böyle mi yapmak gerek dedim. Çocuk gibi mi yaşamalı ölümü?