Yıl 1994.
Bir eylül sabahı...
Her şey normal başlamıştı aslında.
Yeni yeni doğan güneş ve sabah seherinin güzelliği vuruyordu camlara...
Antep fıstığı ağaçlarının mahsulünün toplanma zamanıydı.
O sabah esen hafif rüzgârla gelen fıstık sakızının kokusu hâlâ burnumda.
Saat 5.30 gibi evden çıkarken misafir gelmişti bile. Zaten Salih amca her sabah bize gelmese deli olurdu.
Bence zaten normal de sayılmazdı...
Her zaman olduğu gibi anam, ineği yemlemekle meşguldü.
Siyah beyaz, Hollanda cinsi bir ineğimiz vardı.
Anam eski perdelerden ona bir elbise yapmıştı. Bedenini saklayan, nazardan koruyan...
Onu kızı gibi, evladı gibi severdi.
Ona Kürtçe "güzel" yani "çelenge" derdi.
Hakikaten de çok güzel bir inekti.
Onun sütünü ve yoğurdunu satardık.
O, ekmek kapısıydı; ekmekti.
Babamla Salih amca çay, sigara, köy dedikodusu ve klasik fıstık fiyatları hakkında konuşur, konuşur gülerlerdi.
İşte o anlar, babamın gülüşünü yeni yeni duymaya başladığım anlardı.
Hayret, benim babam da gülüyordu.
Ama bize değil...
Kapıdan çıktım ve beni bekleyen traktöre bindim. Böyle her zaman tanımadığım bir adamın fıstık tarlasına amele, yevmiyeci olarak çalışmaya giderdim.
Sadece ben değil, köyün dörtte üçü giderdi zaten.
Saat 11.00 civarı belli belirsiz bir salâ sesi geldi köyden.
Önce anlayamadık tabii ne olduğunu.
Hatta millet aralarında şaka yaptı.
Diyorlardı ki: "Yav bu havada kim öldü acaba? Tam iş zamanı. Vallahi cenazesi ortada kalır, herkes bağda bahçede."
Hepimize komik geldi bu.
Herkes güldü, ben de güldüm tabii...
Nereden bilirdim ölenin benim babam olduğunu...
Çok geçmeden bir akrabamız geldi oraya.
Taksici Hacı abi... Şaşırdım tabii; yüzü düşmüş, elinde kaçak tütün sigarasıylaa direkt yanıma geldi. -Hadi eve gidek keke(kardeşim) dedi.
O an bir şey oldu, içim sızlamaya başladı.
Ateşim çıktı, kulaklarım delice çınlamaya başladı.
Ölüm haberini almak böyle bir şey mi?
İnsan böyle mi hissetmeliydi?
Arabayla kapının önüne geldiğimizde mahşer kalabalığı vardı...
Ben traktöre binip gittikten sonra kalp krizi geçirmişti babam.
Olduğu yere yığılmıştı.
Apar topar götürmüşlerdi 7 km ilerideki hastaneye. Ama çok geçti.
Ölmüştü.
Keşke o gün gitmeseydim yevmiyeye.
Keşke gülüşünü doya doya dinleseydim zeytin ağacının altından.
Bir yanda kazanda, odun ateşinde kaynayan su; diğer yanda sigara içip ağlayanları seyreden insanlar...
Bir yanda saçını başını yolanlar, diğer yanda biz yetim kalanlar...
Bunca eziyetine, bunca tersliğine, bunca asabiyetine rağmen; içi yana yana kadın başına bunca çocukla ne yapacağını bilemeyen, babamdan çok kendi hâline ağlayan anam...
Bir gün olsun o sesi çıkmadı.
Bunca yıldır gözümün önünden gitmedi o zavallı hâli anamın...
Çok çile çektirmesine rağmen arkasından şunu diyordu babama: "Bra şunete ez bımrama"
Yani diyor ki: "Keşke senin yerine ben ölseydim."
Üzülmek insanî bir durumdur.
Ama insanın anasını ağlarken görmesi, yürekte açılan büyük bir yaradır.
Ömür boyunca kanayan, kanatan...
Bir önceki gece Kıbrıs'tan hayırsız ağabeyim gelmişti köye.
Mersin'de bir kahvesi vardı.
Kahvesini kumarda kaybedip babamın korkusundan çoluğu çocuğu Mersin'de bırakıp Kıbrıs'a kaçmış, 1 yıl sonra gelmişti.
Çocukları bizdeydi.
Onları almaya, Kıbrıs'a götürmeye gelmişti elbette.
En büyüğümüzdü ağabeyim ama hiç büyüyememişti.
Anamın ilk göz ağrısı, babamın hayırsızı...
Babama bu durumu anlattığımızda babam da ağabeyime aynen şu cümleyi kurmuştu:
"Mersin'de elimiz yetişmedi sana oğlum. Şimdi Kıbrıs nere, biz nere? Mersin'e, çocuklara yetiştik ya Kıbrıs'a nasıl yetişeceğiz? Benim rızam yoktur. Sen gidersen git ama çocukları vermem sana. Onları bu defa da Kıbrıs'a atar kaçarsın."
Ağabeyim bu lafa çok alındı tabii.
Sanki alınmaya hakkı varmış gibi...
Cenazeden sonra anam anlatmıştı.
O son gecesinde sabaha kadar uyumamıştı babam. 3 pakete yakın sigara içmişti Ağabeyimin sıkıntısından.
Babam Samsun sigarasını çok severdi.
Salih amca bize hiç gelmedi o günden sonra...
Anam ineğimize hiç "çelenge" (güzel) demedi o günden sonra...
Yüzü hiç gülmedi anamın o günden sonra...
Ben ağabeyimi hiç sevmedim o günden sonra...
Samsun sigarasını hiç içmedim o günden sonra...