Hayatta kararsız kaldığınız bir an veyahut verdiğiniz bir kararı sorguladığınız hiç oldu mu?
Hayatta verdiğimiz her karar, aslında yaşam yolculuğumuzda attığımız birer adımdır. Bu adımlar birleşerek yaşamımızın bütünü olan o büyük haritayı oluşturur. Bazı adımlar bizi üzerken, bazıları bizi daha ileriye taşır; işte o "ilerleme" hissi, içimizdeki pişmanlık duygusunu en aza indirger, hatta yeri geldiğinde tamamen yok eder.Peki ya bu hayati kararları neye göre veririz? Hangi inciri seçeceğimize, nelerden vazgeçeceğimize nasıl karar veririz? Hangi incirin gerçekten olgunlaştığından nasıl emin olabiliriz? Gelin, bu soruların cevabını Sylvia Plath’in İncir Ağacı metaforunda birlikte inceleyelim.
Plath, Sırça Fanus’ta bizi bir ağacın dalları arasında oturan Esther ile tanıştırır.
Esther için her bir incir; bir hedefi, bir kararı veya bir hayali temsil eder. İncirlerden biri akademik anlamda kendini ispatlamış bir karakter olmayı simgelerken, bir diğeri mutlu bir aile kurmanın sıcaklığını vadeder. Başka bir dalda, başarılı bir yazar olmanın gururu, bir diğerinde ise Tunus’tan Venedik’e uzanan bir seyyahın özgürlüğü parlar.
Bu ağaçta incirlerin sayısı bitmez; ancak hayatın acımasız bir kuralı vardır: İncirlerden sadece birini seçme hakkımız olduğu gerçeği. Hepimiz en olgunlaşmışını, tadı en güzel ve görüntüsü en eşsiz olanı seçmek isteriz. Ve tabii ki o dalın ulaşılabilir olması gerekir.
Unutulmamalıdır ki; seçmek için duraksanan her an, aslında tüm incirlerin dalında çürümesine açılan sessiz bir kapıdır.
İşte o an koparacağımız o tek meyve, yaşamımızın geri kalanını inşa edecek olan temel taşıdır.
Aslında o ağacın altına gitmek için büyük hayat krizlerine gerek yoktur. Gün içinde verdiğimiz en basit kararlarda bile o dalların arasında asılı kalırız. Bir kafede oturup menüdeki onlarca seçenek arasından hangisini sipariş edeceğimizi düşünürken aslında "en iyi deneyimi" kaçırmaktan korkarız. Bir market reyonunda ya da akşam izleyeceğimiz filmi seçerken geçen o dakikalar, aslında Plath’in tasvir ettiği "seçme felcinin" bir kopyasıdır. Biz en doğru kahveyi veya en iyi filmi seçmeye çalışırken aslında o anın tadını çıkarabileceğimiz zamanı, yani inciri dalında çürütürüz.
Gelin bunu bide günümüze tasvir edelim
İncir ağacını günümüzde yeşerttiğimizde:
Aslında hepimizin birer "Esther" olduğunu fark ederiz. Örneğin idealleri ve gerçekleri arasında sıkışmış bir üniversite öğrencisini düşünelim. Elindeki akademik başarı incirine bakarken bir yandan da içindeki yaratıcı tutkuların yanı sıra farklı kariyer yollarının incirlerini seyreder. Belki de neden uzanamadığını düşünür. Okuduğu bölümü seçerken vazgeçtiği diğer tüm ihtimaller, zihninde "Acaba?" sorusunu doğurur. Diğer seçenekleri değerlendirememenin verdiği hafif sızı, Plath’in ağacındaki incirlerin kararmaya başlaması gibidir. Günümüz dünyasında seçeneklerin sonsuzluğu, seçme özgürlüğünden ziyade bir kararsızlığa dönüşür. Hangisinin daha olgun olduğunu anlamaya çalışırken zaman akıp gider.
Sonuç olarak :
Hangi incirin en tatlı olduğunu önceden bilmek imkansızdır. Ancak Plath’in bize hatırlattığı en önemli gerçek şudur: Kararsızlık içinde o dalların arasında beklemek, tüm incirlerin çürüyüp yere düşmesine neden olur. Belki de en doğru karar; mükemmel inciri aramayı bırakıp elimizi uzatabildiğimiz o dalı sıkıca tutmak ve onun getirdiği adımları cesaretle atmaktır. Çünkü pişmanlığı yok eden şey "en mükemmel seçimi yapmak" değil, "yaptığın seçimi mükemmelleştirecek" kadar ileri gitmektir.
Kendi ağacınızın altında, incirlerinizi dalında çürütmemeniz dileğiyle...