Kültür · Sanat · Edebiyat
Blog

KÂBİLİYET

İhsan fatih Polat 17 May 2026 15 okunma

KÂBİLİYET:


Âyet: “Onlar, yaptıkları her iyiliği ve işledikleri her ameli, kalpleri her ân Rab’lerine dönüyor olmanın haşyetiyle ürpererek yaparlar.” (Mü’minûn, 23/60)


Hadîs: “Allâh, sûretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34)


Hiç şüphesiz kabiliyet dediğimiz şey bize Allâh tarafından verilmiştir. Bu, bize Allâh’ın bir lütfüdür. Kabiliyet dediğimiz haslet şahsiyetin bir alt cüzü olup; zihni ve bedeni kabiliyetler şeklinde tezahür etmektedir. Olay ve durumları algılayabilmemiz, analiz ve sentez yaparak bir değerlendirmeye gidebilmemiz zihni kabiliyete, yeme, içme, el becerileri, enstrüman çalma, spor becerileri gibi faaliyetlerimiz ise bedeni kabiliyete birkaç örnektir. 

Bizler fıtrat gereği müspet ve menfi her iki tarafa eğilimli olarak yaratıldığımız için tevazu ve kibir, itaat ve isyan, adalet ve zulüm, muhabbet ve nefret gibi tercihlerimizde de tamamen özgür olarak bir irade örneği gösterebilmekteyiz. İyi veya kötü, doğru veya yanlış, güzel veya çirkin, tercih ve kararlarımız tamamen bizim irademize bağlı olarak teemmüle (düşünce) ve fiiliyata dönüşmektedir. Gaye burada kalbi ve hissi (algılama), bedeni ve zihni (kavrama, bilme, hüküm verme) olarak kabiliyetlerimizi hangi tarafa doğru kullanabildiğimizin mücadelesinin verilebilmesidir. Netice bizi yükselişe veya alçalışa yahut ilerleyişe veya gerileyişe götürecektir. Müspet tarafa eğilimli bir insan zannediyorum ki daima yükseliş ve ilerleyişi gaye edinecektir. “Bir teşkilatın inşası” işte bu müspet tabir ettiğimiz kabiliyetlere sahip şahsiyetler olan Ziyâ’ların varlığı ile ancak mümkündür. 

‘Kabiliyet’ ideal insan tipinin bir başka vasfıdır. 


Şiir:


KABİLİYET


Ve işte Ziyâ; çakı gibi bekliyor nöbette

Gezdiriyor gözlerini pür dikkat her noktada

Zor geliyor başkasına, ona kolay elbette

Her ân teyakkuzda; yapmamalıyım diyor hatâ


Herkes branşında uzman; kimi elektrik, kimi

Su, kimi öğretmen, kimi adâletin hâkimi

Sıra; vatanı, bayrağı savunmaya geldi mi?

Kâbiliyetini gösterir Ziyâ bu sâhada


Genel toplumsal işleyişe aykırı gelişen

Kamu düzeni, kamu güvenliğine ters düşen 

Ne varsa halkı üzen, bozulmasın diye düzen

Yapar vazîfesini, birincidir bu san’âtta


Her sûç veya kabâhatin işlenmesini önler

Kânûnu uygular, vicdânının sesini dinler

Birileri “İşlerini savsaklıyor” desinler

O; görevine bakar, devâm eder icrââta


Halkın râhatını bozup çıkaracak rezâlet 

Yasayı çiğneyecek, ya işleyecek cinâyet

Diyorsun ya: “Ne iş yapıyor Ziyâ?” Buyur, hâllet!

Anayasa, Kânûn, ondadır, yetişir imdâda


Sûç işlendi veya sûça teşebbüs edildiyse

İz, eser, emâreden fâilleri bilindiyse

Derhâl müdâhil olup yakalar koyulup işe

Gecikmesinde sakınca varsa, sûçüstü ya da


Zorda kalsa; zor kullanma yollarına başvurur

Bedenî kuvvet, maddî güç, son çâre silâh olur  

Alnının tam ortasına ilk kurşunu o vurur

Meşrû savunma hâkkını kullanıp ilk fırsatta


Edep kurallarına aykırı ve genel ahlâk

Utanç verici, tasvîb edilmeyen her hâl ancak

 Bir güç olmalı ki durdurulup yasaklanacak

Ziyâ; mâmûr eder toplumu, eli inşââtta


Temel uzmanlık eğitimleri alıyor o da

Geliştiriyor kendini hep birinci sırada

Her vâsıtayı kullanıyor havada, karada

Kafa yoruyor, yarışıyor bilimsel îcâdda


Gördünüz; her alanda gözü, kulağı, eli var

Kalbi var ısındırır, sevgi, muhabbet dili var

Hâsılı; her mevzu’ya kâbiliyeti, dahli var

EBEDÎ der: Var mı bilmem başka bir teşkîlâtta?