KÂBİLİYET:
Âyet: “Onlar, yaptıkları her iyiliği ve işledikleri her ameli, kalpleri her ân Rab’lerine dönüyor olmanın haşyetiyle ürpererek yaparlar.” (Mü’minûn, 23/60)
Hadîs: “Allâh, sûretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34)
Hiç şüphesiz kabiliyet dediğimiz şey bize Allâh tarafından verilmiştir. Bu, bize Allâh’ın bir lütfüdür. Kabiliyet dediğimiz haslet şahsiyetin bir alt cüzü olup; zihni ve bedeni kabiliyetler şeklinde tezahür etmektedir. Olay ve durumları algılayabilmemiz, analiz ve sentez yaparak bir değerlendirmeye gidebilmemiz zihni kabiliyete, yeme, içme, el becerileri, enstrüman çalma, spor becerileri gibi faaliyetlerimiz ise bedeni kabiliyete birkaç örnektir.
Bizler fıtrat gereği müspet ve menfi her iki tarafa eğilimli olarak yaratıldığımız için tevazu ve kibir, itaat ve isyan, adalet ve zulüm, muhabbet ve nefret gibi tercihlerimizde de tamamen özgür olarak bir irade örneği gösterebilmekteyiz. İyi veya kötü, doğru veya yanlış, güzel veya çirkin, tercih ve kararlarımız tamamen bizim irademize bağlı olarak teemmüle (düşünce) ve fiiliyata dönüşmektedir. Gaye burada kalbi ve hissi (algılama), bedeni ve zihni (kavrama, bilme, hüküm verme) olarak kabiliyetlerimizi hangi tarafa doğru kullanabildiğimizin mücadelesinin verilebilmesidir. Netice bizi yükselişe veya alçalışa yahut ilerleyişe veya gerileyişe götürecektir. Müspet tarafa eğilimli bir insan zannediyorum ki daima yükseliş ve ilerleyişi gaye edinecektir. “Bir teşkilatın inşası” işte bu müspet tabir ettiğimiz kabiliyetlere sahip şahsiyetler olan Ziyâ’ların varlığı ile ancak mümkündür.
‘Kabiliyet’ ideal insan tipinin bir başka vasfıdır.
Şiir:
KABİLİYET
Ve işte Ziyâ; çakı gibi bekliyor nöbette
Gezdiriyor gözlerini pür dikkat her noktada
Zor geliyor başkasına, ona kolay elbette
Her ân teyakkuzda; yapmamalıyım diyor hatâ
Herkes branşında uzman; kimi elektrik, kimi
Su, kimi öğretmen, kimi adâletin hâkimi
Sıra; vatanı, bayrağı savunmaya geldi mi?
Kâbiliyetini gösterir Ziyâ bu sâhada
Genel toplumsal işleyişe aykırı gelişen
Kamu düzeni, kamu güvenliğine ters düşen
Ne varsa halkı üzen, bozulmasın diye düzen
Yapar vazîfesini, birincidir bu san’âtta
Her sûç veya kabâhatin işlenmesini önler
Kânûnu uygular, vicdânının sesini dinler
Birileri “İşlerini savsaklıyor” desinler
O; görevine bakar, devâm eder icrââta
Halkın râhatını bozup çıkaracak rezâlet
Yasayı çiğneyecek, ya işleyecek cinâyet
Diyorsun ya: “Ne iş yapıyor Ziyâ?” Buyur, hâllet!
Anayasa, Kânûn, ondadır, yetişir imdâda
Sûç işlendi veya sûça teşebbüs edildiyse
İz, eser, emâreden fâilleri bilindiyse
Derhâl müdâhil olup yakalar koyulup işe
Gecikmesinde sakınca varsa, sûçüstü ya da
Zorda kalsa; zor kullanma yollarına başvurur
Bedenî kuvvet, maddî güç, son çâre silâh olur
Alnının tam ortasına ilk kurşunu o vurur
Meşrû savunma hâkkını kullanıp ilk fırsatta
Edep kurallarına aykırı ve genel ahlâk
Utanç verici, tasvîb edilmeyen her hâl ancak
Bir güç olmalı ki durdurulup yasaklanacak
Ziyâ; mâmûr eder toplumu, eli inşââtta
Temel uzmanlık eğitimleri alıyor o da
Geliştiriyor kendini hep birinci sırada
Her vâsıtayı kullanıyor havada, karada
Kafa yoruyor, yarışıyor bilimsel îcâdda
Gördünüz; her alanda gözü, kulağı, eli var
Kalbi var ısındırır, sevgi, muhabbet dili var
Hâsılı; her mevzu’ya kâbiliyeti, dahli var
EBEDÎ der: Var mı bilmem başka bir teşkîlâtta?