-ŞAHSİYETTEN ŞAHADETE BİR TEŞKİLATIN İNŞASI-
Bilindiği gibi cemiyet ‘cem’ kelimesinden türetilmiş olup bir araya getirme, toplama manalarına gelmektedir. Cemiyet kavramının zahiri ve geçici olduğu söylense de ben aksine cemiyeti sınırlı olmayan bir coğrafi alana yayılmış ilelebet bir ‘toplum’ gibi düşünüyor ve öyle ifade ediyorum. Dolayısıyla toplumu oluşturan sosyal sınıf ayrılıkları, tabakalaşma düzenleri, mesleki farklılıkları yahut eğitim düzeyleri her ne olursa olsun böyle bir tasnife yahut farklılaşmaya gitmeden veya hiçbir zorlamaya kaçmadan basit bir mantıkla anlaşılabileceği üzere cemiyetten muradım elbette ki bütün halk kitlesidir. Yani müşterek toplumun kendisidir. Yoksa herhangi bir siyasi, ekonomik yahut ideolojik bir kuruluş, şirket veya onları çağrıştıran benzeri topluluklar veya teşekküller değildir. Cemiyetten yani toplumdan bahsederken daha çok toplumu oluşturan bireylerin şahsiyetleri üzerine yoğunlaşıyorum. Bir kişilik oluşumundan bahsediyorum. Bireyi yani insanı insan yapan değerler bütünü ‘neler olmalıdır’ veya ‘neler olmamalıdır’ bunun üzerine düşüncelerimi geliştiriyorum. O halde cemiyete yani topluma karışabilmenin birincil öncülü birey yani insan olmaktır. Bir insan tabii olarak doğduğu andan itibaren öyle veya böyle bir toplumun parçası haline gelmektedir. Bireyi diğerlerinden farklı kılan işte kendisine ait bütün özelliklerini gösterebildiği kişiliğidir. Kişiliğin oluşumunda genetik ve çevresel faktörlerin etkisi vardır. Kişilik geliştikçe içten ve dıştan diğer uyaranların etkisi altında kalmaktadır. Aile, eğitim, arkadaş çevresi, alışkanlıklar, insiyak, yaş, cinsiyet ve bunlara bağlı rol değişimleri kişiliğin oluşup gelişmesi ve nihayet şekillenmesinde etkili olan diğer önemli etmenlerdir. Kişilik, kişinin kendisi hakkında bir tutum geliştirmesidir. Kabiliyetleri, tutum ve davranışları ile kendisini beğenip takdir etmesi veya eleştirip sorgulamasıdır. Yeterlilik seviyesini keşfetmesidir. Mizaç, karakter, kabiliyetler, bütün bunlar kişiliğin bir boyutudur. Mesela; huylarımız doğrudan doğruya mizaca bağlı olup, reflekslerimiz, hareket kabiliyetlerimiz mizacımızın tesiri altında devinim göstermektedir. Karakter; kişiliğin ahlaki boyutunu gösterip her bireye belirgin bir kişilik özelliği veren duyuş, düşünüş ve toplumda nasıl davranması gerektiği gibi birtakım tavır geliştirme becerilerini ortaya koyar. Kabiliyet; bedensel ve zihinsel olmak üzere iki çeşittir. Algılayabilme, kavrayabilme, iletişime geçebilme, sentez ve analiz yapabilme becerileri zihinsel kabiliyete, doğuştan kazanılıp sonradan geliştirilen yeme, içme, gezme, eğlenme, spor yapma vb faaliyetler de bedensel kabiliyete örnektirler. Bütün bunları üst üste koyduğumuzda kişilik oluşumunda hepsinin önemli bir paya sahip olduğunu görebilmekteyiz. Şahsiyet oluşumu işte bunlardan ne kadar nasiplendiğimize ve ne kadar faydalanabildiğimize bağlı olarak kendisini göstermektedir.
Aşağıya doğru, ilerleyen yazılarda şahsiyetten yola çıkarak cemiyete adım atıp, birer ferdi olduğumuz Emniyet Teşkilatımız adına cemiyette yani ‘toplumda’ kendimizi nasıl ifade edebilirizi anlatmaya çalışacağım. Şahsiyetten şahadete giden bu yolda ‘Bir Teşkilatın İnşası’nı nasıl kurabiliriz, bunun için hangi ahlaki erdemlere ihtiyaç vardır veya hangi menfi hasletlerden kaçınmalıyız? Kaliteli bir teşkilat nasıl olunur? ‘Fazilet’ ve ‘Rezilet’ örnekleri üzerinden yola çıkarak bütün bunları dilim döndükçe şiir diliyle ifade etmeye çalışacağım.
Evvela şahsiyet olarak kabul ettiğimiz bir insanın kendi öz benliğinde; fazilet nevinden müspet hasletlerin var olması, faziletin zıddı olarak kabul ettiğimiz kötü huylar ve erdemsizlik gibi rezilet nevinden menfi hasletlerin ise yine şahsiyet olarak kabul ettiğimiz bir insanın kendi öz benliğinde var olmaması gerektiğini ifadeye çalışacağım. Salt beşeri kanunlar biz insanları belki belli bir seviyeye kadar birtakım sınırlar içinde tutabilir. Bahsettiğim insani vasıfların bu kanun gücünün yaptırımlarıyla bir noktaya kadar şekillenebileceği gerçeği bir tarafa, ince ruhlu, diğerkâm, hikmetli ve bilge, adil ve mutedil bir insan olabilmenin birincil şartının ancak birtakım insani vasıfların varlığına bağlı olarak tezahür ve temerküz edebileceği gerçeğini de bir tarafa koymak gerektiğini düşünüyorum.
Son olarak; Şehid ismi Kur’an’da hem Allah’ın adı, hem Resulullah’ın sıfatı hem de mü’minlerin özelliği olarak ifade edilmektedir. Şehadet/Şahadet; şahitlik yapmak manasına gelir ki bu aynı zamanda Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve resulü olduğuna şahitlik yapmak demektir. Şehitlik; tevhid mücadelesine şahitlik yapmak, müşahede etmek demektir. İdeallerinin uğruna, sevdiklerinin yoluna seve-seve canını feda etmek demektir. Şahadet; daima kötülüğün karşısında iyiliğin yanında hazır bulunarak hakkı söylemek, adaleti izhar etmek demektir. Beşeriyete ve âleme ben hazırım demektir. Şu halde bir şahsiyet abidesi olan “Ziyâ’lar” bu mefkûrelerle inancı, halkı, vatanı, bayrağı, kısacası kutsalları uğruna seve-seve canını feda etmeye hazır demektir.
Aşağıya doğru işte bu olumlu ve olumsuz insani vasıfların 40 (kırk) kadarına değinebilmeye çalışacağım. Bunları ayet ve hadislerle de kuvvetlendireceğim ki daha etkili bir anlatıma kavuşabilsin. Ne kadar muvaffak olabileceğim bilemiyorum. Acaba; fazilet nevinden müspet kabul ettiğimiz insani mefhumlardan bağımsız bir insan hakikaten tam ve mütekâmil bir insan olabileceğini iddia edebilir mi? Veya menfi kabul ettiğimiz rezilet nevinden insani mefhumlara bağımlı hareket eden bir insan hakikaten tam ve mütekâmil bir insan olabileceğini iddia edebilir mi? Bence hayır…
Sürçülisanım olursa bağışlanma talep ediyorum. İçinde büyüyerek olgunlaşıp, şekillenerek şahsiyet bulduğum Emniyet teşkilatımızın bir üyesi olduğum için gurur duyuyorum. Tüm Emniyet mensubu ‘Ziyâ’ arkadaşlarıma sevgi ve saygılarımı arz ediyorum. Gayret benden muvaffakiyet Yüce Allah’tandır.
Ne mutlu bu meşakkatli yola baş koyan Ziyâ’lara…
(İHSAN FATİH POLAT-OZAN EBEDİ)