Kültür · Sanat · Edebiyat

Seccadesi Al Sancak Olanlar: Bir Kıyam Gecesi

Üzeyir Özkul 15 July 2026 33 okunma

​"Oku" diye başladı inancı bu milletin ve "korkma" diye başladı bu vatanın şiiri. Biri nidaydı arştan, mavi göğü kubbe kılan, diğeri de arzdan yağız yeri yurt kılan. O karanlık gecede, ikisini de sımsıkı tuttu necib milletin Asım nesli. Okudu şanlı tarihinin şanlı destanını ve korkmadı hürriyetine ve istiklaline kasteden dost libaslı melunlardan. Gönüllerine inen o ilahi sekine ile her bir nefer, birer sarsılmaz kale kesildi.

Zamanın fevkindeki o mukaddes gecede, afakı simsiyah bir zulmet kaplamış; şer odakları, bu mülk-ü İslam’ı ve bu necip milleti esaret zincirleriyle kelepçelemeye yeltenmişti. Eşyanın sustuğu, beşeri idrakin aciz kaldığı o sarsıcı demlerde, maddeyi mananın önünde diz çöktüren bir tecelli vuku buldu. Gökyüzünü yırtan demir heyulalar ve arzı titreten çelik canavarlar, bu vatanın harim-i ismetine kastederken; asırlardır toprağın altında uyuyan şüheda ruhları ve gayb aleminin muhafızları dahi adeta kıyama kalktı. O gece, fani olanın baki olana rüçhanı, tenin cana feda oluşu ayan beyan müşahede edildi.


​Beşeriyet dairesinin daraldığı, fani akılların dehşetle sarsıldığı o demde; nurlar saçan mukaddes bir irade tecelli etti. Göğüslerindeki iman-ı kamil, tankların soğuk çeliğine çarptıkça kıvılcımlar saçıyor; her bir nefes, vatanın bekası için semaya yükselen bir dua halini alıyordu. Hilal, gökyüzünde mahzun fakat vakur bir eda ile süzülürken; yeryüzünde canını canana teslim etmeye ahdetmiş binlerce can, adeta ölümün üzerine tebessümle yürüdü.

​Minarelerin Feryadı ve Zulmetin Zevali. ..

​Gecenin en muhataralı vaktinde, beşeriyetin ümidi kesilmek üzereyken, minarelerden arş-ı alaya doğru süzülen o ulvi sadalar, kainatı velveleye verdi. Ezanları susturan darbelerden darbeleri bitiren ezanlar yükseltti aziz yurdun dört bucağından. Uçak sesini, tank sesini bastıran selalar yükseltti cennet vatanın her karışından. O selalar ki, sur üfürülmüşçesine ölü ruhları diriltti; feryat eden metalik şer rüzgarlarını ilahi bir nefesle boğdu. Zulmetin bağrını yaran o lahuti sesler dalga dalga yayıldıkça, sarsılan gönüller sükun buldu; kalplere korkusuzluk şerbeti içirildi.

​Bu aziz millet, toprağın her zerresini seccade kılmış bir irfana maliktir. Alemi tereddütsüzce uğruna feda ettiği sancağını yeri geldi mi seccade kılıp ay yıldız üzerine secde eden bu aziz milletin kaderi keder olmayacaktır biiznillah. Bu mukaddes inançla, cepheye koşanların sinesindeki alev, hiçbir beşeri ateşle söndürülemezdi. Zira Nene Hatun ruhuna, Şerife Bacı ruhuna sahip kadınlarımızın dahi kanı eklendi al sancağın kızıllığına. Analar ve kızlar, evlatlarını ve canlarını vatanın selametine kurban ederken, al sancağın rengini kendi mübarek kanlarıyla yeniden tazelediler.

​"Öyle bir geceydi ki; ne yer kabul etti hıyaneti, ne gök rıza gösterdi esarete. Toprak canlandı, şüheda uyandı; iman, çeliğe galebe çaldı."


Gecenin şeb-i yeldâsında, hilâlin sinesine hançer vurulmak istenirken, bir milletin kader-i mukaddesi yeniden tahrir olunuyordu. Onlar ki; zamanın nihayete erdiği o berzah vaktinde, şahadet rütbesini canlarına mülhak eyleyen şühedâ-yı mübarekedir. İki yüz elli bir canın her biri, kalb-i millette parıldayan iman nurunun, zulmetin ordularını tar u mar ettiği o feth-i mübînin birer sönmez meşalesidir.

​Asumanı yırtan o dehrin zelzelesine karşı, canlarını siper eden ricalin destanı, vakit vakit, menzil menzil ve isim isim şöyledir: 

​Dergâh-ı vatana sadakatin ilk imtihanı Ankara’da, mülk-ü devletin kalbinde vuku buldu. Karargâhın koridorlarında hainlerin şer rüzgârına karşı kıyam eden ilk kahraman, Başçavuş Bülent Aydın idi. Göğsünü siper, canını feda ederek şühedâ defterinin ilk satırına adını zer-endûd harflerle yazdırdı. Onun hemen yanı başında, rızâ-yı ilahî için can veren polis memuru Fırat Bulut da asuman kapılarını çalan ilk canlardan oldu.

​Muhafız alayında ve karargâhta darbecilerin zincirlerini kırmak için ileri fırlayan Bülent Karalı, vatan sevgisini rütbesinden üstün tutan Abdurrahman Bilgin, evladıyla helalleşip yola çıkan Adnan Öcel, asil bir öfkeyle meydana yürüyen Ahmet Anzlı, kurşunların üzerine göğsünü geren Ahmet Kara ve devletin en mahrem yerini canı pahasına savunan Ahmet Özsoy sadakat yeminiyle şehadete yürüdüler.

​Aynı saatlerde, Dersaadet’in o asil Boğaz’ı, dumanlar ve demir yığınlarıyla kuşatılmıştı. Çengelköy’ün kadim sokaklarında, vatanın tehlikede olduğunu işiten ehl-i kalem gazeteci Mustafa Cambaz, "Gazamız mübarek ola" feryadıyla meydana atıldı ve hainlerin kurşunlarıyla şerbet-i şehadeti nûş eyledi. Onunla mülaki olan Çengelköy’ün yiğit esnafı Kadir Cihan Karagözlü ve gencecik dilaver Halil Kantarcı, o ilk karanlık saatlerde omuz omuza can teslim ederek dar-ı bekaya göçtüler.

​Onların ardı sıra Çengelköy’ün sokaklarında toprağa düşen Askeri Çoban, hainlerin mermilerine siper olan Ahmet Kocabay, dostlarına vatanı emanet edip can veren Burhan Öner, barikatların en önünde duran Cüneyt Bursa, feryatları bastıran yiğitliğiyle Çetin Can ve vatanın onurunu sokakta bulan Davut Karaçam o gecenin ilk bükülmez bilekleri oldular.

​İstanbul’un bir diğer köşesinde, Borsa kapısında göğsünü siper eden Fatih Satır, canını canana teslim ederken ardında sönmeyen bir meşale bıraktı. Havalimanı yollarını kesen tanklara karşı duran, rüzgâra yön veren Necmi Bahadır Denizcioğlu, yolundan dönmeyen Ali Karslı, gencecik ömrünü vatana hibe eden Alper Kaymakçı, Karadeniz'in hırçın suları gibi hainlerin üzerine giden Barış Efe, iman dolu göğsüyle Battal İlgün ve karanlığa ışık tutan Birol Yavuz cesaret kalesinin ilk taşları oldular.

​Gecenin en süzgûn, en hicran dolu faslı, Ankara’nın nihayetindeki Gölbaşı’nda, Özel Harekat ocağında yaşandı. Mukaddes vatan hizmeti için kuşanırken, semadan haince indirilen nâr-ı beyza ile onlarca can, dumanlar içinde nura gark oldu.

​Orada, iffet ve şeref abidesi olan Komiser Yardımcıları Cennet Yiğit, Gülşah Güler, Kübra Doğanay ve Seher Yaşar, fâni bedenlerini vatanın bekasına kurban eylediler. Onların gencecik ruhlarına yoldaş olan ve evlatlarını geride bırakıp vatan ocağına koşan Demet Sezen, rütbesini şehadetle taçlandıran emniyet müdürü Fikret Metin Öztürk, yiğit müdürler Zafer Koyuncu, Meriç Alemdar ile asil polisler Zeynep Sağır, Sevda Güngör ve Aytekin Kuru o ateş çemberinde ruhlarını teslim ettiler.

​Aynı mukaddes ocakta can veren; ocağın en tecrübeli çınarı Akif Altay, vatanın sessiz muhafızı Alparslan Yazıcı, her görevde en önde giden Bülent Yurtseven, dağları darbecilere dar eden Dursun Acar, adanmış bir ömrün sahibi Edip Zengin, sessizce şehadete yürüyen Erol İnce, emniyetin sarsılmaz direği Faruk Demir, cesaretiyle nam salmış Feramil Ferhat Kaya, vatan sevdalısı Fevzi Başaran, genç yaşında şehadete koşan Hakan Yorulmaz, mesleğinin onurunu koruyan Halil Hamuryen, inancından taviz vermeyen Halit Gülser, hainlerin nârına siper olan Hasan Gülhan, dualarla can veren Hüseyin Goral, vatan aşkıyla tutuşan Hüseyin Kalkan, her daim hazır kıta bekleyen Mehmet Akif Sancar, dürüstlüğüyle bilinen Mehmet Karacatilki, Özel Harekat’ın yiğit evladı Mustafa Serin, duaların zırhına bürünen Mustafa Yaman, asil duruşuyla Münir Murat Ertekin, ocağın sönmez ışığı Niyazi Ergüven, vatanı için canını ortaya koyan müdür Önder Güzel, cesur polis memuru Turgut Solak, her daim en önde giden Ufuk Baysan, vatanın bölünmez bütünlüğü için can veren Velid Bekdaş ve genç yaşında toprağa düşen fidan Yunus Uğur o dehşet anında ateşten gömleği giyerek rızâ-yı ilahiye eriştiler. Gölbaşı, o gece arzdan arşa çekilen mukaddes bir mihrap oldu.


​ Minarelerden selâlar yükselirken, nehir gibi akan ahali Boğaziçi Köprüsü’ne cem oldu. Dersaadetin ak gerdanında yürek olan bu aziz millet cisre kurulan et-i kemikten kale idi adeta. Şeref-i milletin muhafızı mürşid-i vatan Erol Olçok, henüz gonca bir gül olan 16 yaşındaki mahdumu Abdullah Tayyip Olçok’un elini tutarak köprüye vasıl oldu. Kurşunların yağmur gibi yağdığı o dehşet deminde, baba evladına, evlat babasına siper oldu; ikisi de el ele Cennet-i Âlâ’ya pervaz eyledi.

​Köprü üzerinde nefer olan hatunlardan Ayşe Aykaç, eşiyle helalleşerek çıktığı bu yolda, namus-u vatana can borcunu ödedi. Ömürlerinin baharında birer fidan olan; vatan için canından vazgeçen Batuhan Ergin, üniversite sıralarından meydana koşan Burak Cantürk, istiklali için hayallerini feda eden Mustafa Direkli, ak sakalıyla gençlere örnek olan Cemal Demir, darbecilerin namlularına meydan okuyan Cengiz Hasbal, ay yıldızlı bayrağı elinden bırakmayan Cengiz Polat, abdestini alıp yola çıkan Erhan Dural. Evinden vatan aşkıyla fırlayan o güne kadar hiç konuşmayan Erhan Dündar o gece vatan diye haykırdı, ilk ve son sözü vatan oldu. Genç yaşında bayraktar olan Erkan Pala, her bir kurşuna göğsünü geren Erkan Yiğit, vatanın sahipsiz olmadığını haykıran Fahrettin Yavuz, inancın sarsılmaz kalesi Gökhan Esen, kalbi vatan için çarpan Gökhan Yıldırım, henüz on beşinde bıyığı terlememiş kahraman Halil İbrahim Yıldırım, öfkesini imanıyla bileyen Hasan Kaya, sokakları darbecilere dar eden Hasan Yılmaz, bayrak yere düşmesin diye can veren Hüseyin Güntekin, hainlerin kurşunlarına yürüyen Hüseyin Kısa, elinde seccadesiyle köprüye koşan İbrahim Ateş, vatanın namusunu çiğnetmeyen İbrahim Yılmaz, "Vatan elden giderse neyleriz" diyen İhsan Yıldız, darbecilerin tanklarına karşı tek başına duran İsmail Kefal, gençliğinin en güzel çağında şehit düşen Kemal Ekşi, köprünün üzerinde devleşen Köksal Karmil, hainlerin silahlarına göğüs geren Lokman Oktay, Çengelköy’ün asil evladı Mahir Ayabak, köprüyü darbecilere teslim etmeyen Mehmet Ali Kılıç, bayrağını siper eden Mehmet Karaaslan, dualarla şehadete yürüyen Mehmet Kocakaya, imanlı göğsüyle tankları durduran Mehmet Şengül, gencecik yaşında vatanı için can feda eden Muharrem Kerem Yıldız, babasının izinden giden kahraman Murat Akdemir, köprüde destan yazan Murat Naiboğlu, kardeşini korurken şehit düşen Onur Ensar Ayanoğlu, inancıyla meydan okuyan Onur Kılıç, vatanın ebedi muhafızı Osman Yılmaz, genç yaşında şehadet şerbetini içen Ömer Cankatar, her bir kurşunu inancıyla eriten Recep Büyük, sarsılmaz bir imanla tankın önüne duran Salih Alışkan, adını tarihe altın harflerle yazdıran Seyit Ahmet Çakır, köprüde vatan nöbeti tutan Şenol Sağman, canını canana teslim eden Şirin Diril, darbecilere boyun eğmeyen Şuayp Seferoğlu, her daim vatan diyen Yılmaz Ercan, genç yaşında şehadetle şereflenen Yunus Emre Ezer ve Ankara'da köprünün bir diğer ucunda şehit düşen adaşı Yusuf Çelik, köprü üzerinde kanlarıyla vatan toprağını suladılar.

​Esenler ve Vatan Caddesi sokaklarında ise mülk-ü İslam'ın yiğit hatunları Türkan Türkmen Tekin ve Yıldız Gürsoy, üzerlerine sürülen demir canavarlara meydan okuyarak toprağa düştüler. Onlarla birlikte tankların önünde devleşen; vatan için öne atılan Ahmet Yusuf Yiğit, meydanları hainlere bırakmayan Ali Alıtkan, tankın paletlerine bedenini koyan Emin Güner, feryadıyla gökleri sarsan Emrah Sapa, gencecik ömrünü feda eden Engin Tilbeç, vatanın bölünmez bütünlüğü için can veren Erdem Diker, darbecilere geçit vermeyen Erkan Er, imanlı göğsüyle duran Ferdi Yurduseven, hainlere karşı bükülmez bilek Ferhat Koç, her daim vatan nöbetinde olan Hakan Ünver, inancından güç alan Halil Işılar, vatanın onurlu evladı Halit Yaşar Mine, yaşlı bedeninde genç bir yürek taşıyan Hasan Şahan, her bir kurşuna meydan okuyan Hasan Yahya, vatan sevdalısı Hikmet Baysal, dualarla yola çıkan Hurşut Uzel, mesleğinin şerefini koruyan Kemal Tosun, sarsılmaz bir iradeyle duran Köksal Kaşaltı, gencecik yaşında toprağa düşen Lokman Biçinci, ailesini Allah'a emanet edip sokağa çıkan Mahmut Coşkunsu, hainlerin karşısına dikilen Mahmut Eşit, vatan sevgisiyle yanan Medet Ekizceli, meydanları boş bırakmayan Mehmet Demir, tankların önüne bedenini siper eden Mehmet Devran Emir, inancın sarsılmaz kalesi Mehmet Oruç, vatanı için canını hiçe sayan Mehmet Şevket Uzun, dualarla şehadete yürüyen Mehmet Yağmur, Uşak'ın yiğit evladı Mehmet Çetin (Uşak), vatan sevdalısı esnaf Mehmet Şerif, meydanları darbecilere dar eden Mesut Acu, vatanın bölünmez bütünlüğü için can veren Mesut Uca, genç yaşında toprağa düşen Mesut Yağan ve her daim vatan nöbetinde olan muhtar Mete Sertbaş bu toprakların teslim alınamaz birer kalesi oldular.

​İstanbul’un kalesinde, Şehremaneti  önünde de kan sebil olmuştu. İlim irfan sahibi Prof. Dr. İlhan Varank, "Bugün durursak, yarın nefes alamayız" diyerek meydana atıldı ve şehadet rütbesine nail oldu. Onun yanı başında; vatan için can veren Murat Kocatürk, inancından taviz vermeyen Adil Büyükcengiz, darbecilerin namlularına meydan okuyan Muhammed Ambar, her bir kurşuna imanlı göğsünü geren Muhammed Fazlı Demir, genç yaşında vatan sevdasıyla yanan polis Muhammed Oğuz Kılınç, Külliye önünde devleşen adaşı Muhammed Yalçın, vatanın onurlu evladı Muhammet Ali Aksu, hainlere karşı bükülmez bilek Muhsin Kiremitçi, vatanı için can feda eden Murat Alkan, inancıyla meydan okuyan Murat Ellik, sarsılmaz bir iradeyle duran Murat İnci, bayrağını yere düşürmeyen Murat Mertel, her daim vatan nöbetinde olan Mustafa Aslan, gencecik ömrünü feda eden Mustafa Avcu, hainlerin kurşunlarına yürüyen Mustafa Koçak, vatan sevdalısı esnaf Mustafa Solak, dualarla şehadete yürüyen Mustafa Tecimen, her bir kurşunu inancıyla eriten Mustafa Yiğitalp, tankların önüne dikilen Muzaffer Aydoğdu ve vatanın onurlu polisi Münür Alkan şehadet sancağını elden ele devrettiler.

​Kaderin Seyrini Değiştiren Tek Bir Kurşun (Saat 02:16)

​Gecenin ve dahi koca bir milletin kader-i mukadderi, Ankara’nın Özel Kuvvetler karargâhında, zamanın durduğu o lahzada mühürlendi. Hain güruhun başı Semih Terzi, karargâhı gasbetmek üzere adımlarken, kulağına "Sonunda şahadet vardır yiğidim, hakkını helal et" nidası fısıldanan Piyade Astsubay Ömer Halisdemir, hiç tereddüt etmedi.

​Hainlerin arasına bir yıldırım gibi süzüldü, silahını çekti ve o habis başı alnından vurarak darbe fitnesini kökünden sarstı. Akabinde otuz kurşunla vücudu delik deşik edilse de, o fâni cismini feda ederek devlet-i ebed-müddetin kapısını ardına kadar açık tuttu.

​O kahramanın izinde karargâhta ve Ankara sokaklarında can veren; vatanın şerefli polisi Nedip Cengiz Eker, henüz hayatının baharında olan Oğuzhan Yaşar, vatanı için can feda eden polis Ozan Özen, inancından taviz vermeyen Osman Evsahibioğlu, üniversite sıralarından şehadete koşan Ömercan Açıkgöz, darbecilerin kurşunlarına meydan okuyan Özgür Gençer, ailesiyle helalleşip yola çıkan Ramazan Konuş, vatan sevdalısı Ramazan Meşe, sarsılmaz bir imanla tankın önüne duran Ramazan Sarıkaya, genç yaşında şehadete yürüyen Recep Gündüz ve hainlerin karşısına dikilen Rüstem Resul Perçin de gazayı zaferle taçlandırdılar.

Ve ​Fecr-i Sadık  Nihai Zafere gebeydi:

​Fecrin yaklaştığı, karanlığın son çırpınışlarını verdiği saatlerde, Akıncı semaları ve Külliye önü mukaddes birer cenk meydanına döndü. Külliye’nin kubbesi altında, elinde al sancağıyla duran hukuk talebesi Yasin Naci Ağaroğlu, henüz taze fidan iken şehadet bahçesine göçtü. Yanı başında duran ve her biri Külliye önünü kanlarıyla tezyin eden; vatan sevdalısı Cuma Dağ, inancın sarsılmaz kalesi Yakup Kozan, ikiz kardeşiyle omuz omuza şehadete koşan polis Ahmet Oruç, vatanın bölünmez bütünlüğü için can veren muhtar Ali Anar, devletin onurlu bürokratı Ali İhsan Lezgi, hainlerin kurşunlarına meydan okuyan Ali Mehmet Vurel, her bir kurşuna imanlı göğsünü geren Ayhan Keleş, gencecik ömrünü feda eden Aydın Çopur, tankların önüne dikilen Celalettin İbiş, henüz on dokuzunda şehadet şerbetini içen Fatih Kalu, yaşlı bedeninde genç bir yürek taşıyan Fazıl Gürs, vatan sevdalısı esnaf Hasan Altın ve darbecilere boyun eğmeyen Mehmet Çetin Külliye önünde devleştiler.

​Akıncı Üssü'nün etrafında, semaya kalkan çelik canavarları engellemek için ekinlerini ateşe veren, göğüslerini siper eden Kahramankazan’ın has evlatları ve Ankara'nın çeşitli yerlerinde sabaha karşı uçan kurşunların hedefi olup bekaya irtihal eden kahramanlar; vatanı için can veren Ömer Takdemir, gencecik yaşında toprağa düşen Samet Cantürk, inancıyla meydan okuyan Sedat Kaplan, sarsılmaz bir iradeyle duran Sultan Selim Karakoç, bayrağını yere düşürmeyen Sümer Deniz, her daim vatan diyen Tahsin Gerekli, dualarla şehadete yürüyen Taner Kart, darbecilere boyun eğmeyen Tevhit Akın ve adaşı Tevhit Akkan, gencecik yaşında vatanı için can feda eden Uhud Kadir Işık, tankların önüne bedenini siper eden Ümit Çoban, genç yaşında şehadetle şereflenen Ümit Yolcu, vatan sevdalısı Vahit Kaşçıoğlu, her bir kurşuna göğsünü geren Varol Tosun, inancından taviz vermeyen Vedat Barceğiz, sarsılmaz bir imanla duran Vedat Büyüköztaş, her daim vatan nöbetinde olan Volkan Canöz, gencecik yaşında toprağa düşen fidan Volkan Pilavcı, darbecilerin namlularına meydan okuyan Yakup Sürücü, vatan için canından vazgeçen Yalçın Aran, henüz ömrünün baharında olan Yasin Bahaeddin Yüce, elinde sadece bayrağıyla yürüyen Yasin Yılmaz, Aksaray’ın yiğit öğretmeni Yusuf Çelik, hainlerin mermilerine göğsünü geren öğretmen Yusuf Elitaş ve vatanın ebedi muhafızı Ziya İlhan Dağdaş...

​Güneş doğarken karargâhı zalimlerden temizlemek için kılıcını çeken asil komutan Albay Sait Ertürk ise çatışma meydanında ruhunu Rahman'a teslim ederek bu şanlı gazanın son büyük mührünü bastı.

​Fecr-i sadık uyandığında, ufuktan süzülen güneş, esarete boyun eğmemiş aziz bir vatanı ve onların istiklali uğruna can vermiş iki yüz elli bir pâk ruhu selamlıyordu.

​Onlar, toprağın altında sönmeyen birer cevher, asumanımızda ebediyen parlayacak necm-i hürriyetimizdir.

Her biri ruhlar aleminde yazılmış tek bir kaderin şahitleriydiler. İsimleri tek tek sayfalara sığmasa da, her birinin adı arşın sarsılmaz levh-i mahfuzuna kazınmıştır.

​Selam olsun o kutsi duruşlara.

​O gece canını canana teslim edip bu toprakları bizlere yeniden darü'l-islam ve vatan kılan o yüce ruhların cümlesine selam olsun. Onların bu asil duruşu, nesiller boyu bir meşale gibi yolumuzu aydınlatacaktır.

​Değer ve mukaddesatımız uğrunda Rahman yolunda şehadete nail tüm şühedamıza rahmet eyle Allahım. Gazilerimizi ve bu necib milletin mensuplarını alemi cihanda payidar ahirette bahtiyar eyle...