Kültür · Sanat · Edebiyat
Blog

Sessizliğin İçindeki Tevekkül

Aynur Sena ŞANLI 20 May 2026 4649 okunma
Sessizliğin İçindeki Tevekkül

İnsan en çok kalabalıkların içinde yorulur. Gürültünün arttığı, sözlerin çoğaldığı, herkesin birbirine bir şey anlatmaya çalıştığı bu çağda ruhumuz sessizce tükenir. Dil susmaz ama kalp konuşamaz hâle gelir. Oysa insanın hakikate en yakın olduğu anlar, çoğu zaman sessizliğin içinde saklıdır. Çünkü Rabb’in bazı lütufları kelimelerle değil, sükûtun derinliğinde hissedilir. Ve tevekkül, işte tam o sessizlikte filiz veren ilahi bir huzurdur.


Modern hayat bizlere sürekli mücadele etmeyi, her şeyi kontrol altında tutmayı ve daima güçlü görünmeyi öğretiyor. İnsan ise zayıf yaratılmıştır. Kalbi kırılır, omuzları yorulur, ruhu daralır. Fakat ne gariptir ki kul, aczini kabul ettiği anda Rabbine yaklaşır. Çünkü tevekkül, insanın kendi güçsüzlüğünü fark edip Sonsuz Kudret’in rahmetine sığınmasıdır. Bu öyle bir sığınıştır ki, fırtınalar diner demeyiz; fakat insanın içinde öyle bir teslimiyet doğar ki artık fırtınalar eskisi kadar korkutucu olmaz.


Sessizlik, bazen bir duadır. Gecenin en tenha vaktinde gözlerden uzak edilen bir niyazdır. İnsan bazen anlatamaz derdini; kelimeler boğazında düğümlenir. İşte o anlarda kalbin sessizliği göğe yükselir. Çünkü Allah, söylenemeyenleri de işitir. Her gözyaşının dilini bilir, her kırgınlığın yükünü hisseder. İnsan kullara anlatamadığını Rabbine anlatınca hafifler. Zira dünya yargılar; fakat Allah merhamet eder.


Tasavvuf ehli der ki: “Kalp ne kadar dünya gürültüsünden uzaklaşırsa, hakikatin sesini o kadar duyar.” Çünkü insanın içinde hiç susmayan bir telaş vardır. Daha fazlasını istemek, yetişmek, sahip olmak, kaybetmekten korkmak… Bunlar ruhu yoran görünmez zincirlerdir. Oysa tevekkül, zincirleri çözmektir. Sebeplere tutunduktan sonra sonucu Allah’a bırakabilmektir. Tohumu toprağa ekip meyveyi Rabbinden beklemektir. İnsan her şeyi planlar ama kaderin üstünde başka bir kader yazılıdır. Kul bazen kapandı sandığı kapıların ardında rahmet olduğunu yıllar sonra anlar.


Ne zaman ki insan kendi iradesini ilahi iradenin önüne koymaktan vazgeçer, işte o vakit kalbinde derin bir huzur doğar. Çünkü yükü taşıyan artık yalnız kendisi değildir. Tevekkül eden insan bilir ki; geciken her şey bir hikmet taşır. Kaybettikleri de bazen kurtuluşudur. Her ‘neden’ sorusunun cevabı bu dünyada verilmez belki; fakat Rabb’in adaletine inanan bir kalp, cevapsız kalan acılar içinde bile sükûnet bulabilir.


Ey gönlü yorgun insan… Sürekli konuşarak değil, bazen susarak iyileşirsin. Her yarayı insanlara anlatmak zorunda değilsin. Bazı acılar vardır ki yalnız secde anında hafifler. Çünkü secde, kulun Rabbine en yakın olduğu yerdir. Dünyanın yükü omuzlarına ağır geldiğinde kendini insanların değil, Allah’ın huzuruna bırak. Zira insan unutur, terk eder, kırar; ama Allah kulunu asla terk etmez.


Bir ağacın kökleri nasıl karanlık toprağın içinde sessizce büyüyorsa, insanın ruhu da çoğu zaman görünmeyen imtihanlarla olgunlaşır. Kimse senin içinde verdiğin mücadeleyi bilmeyebilir. Fakat Rabb’in bilir. Geceleri içine çöken hüznü, sebepsizce daralan kalbini, sustuğun hâlde içinden kopan feryatları bilir. İşte bu yüzden tevekkül, yalnızca bir bekleyiş değil; Allah’ın seni gördüğüne ve seni asla sahipsiz bırakmayacağına dair derin bir imandır.


Sessizliğin içinde saklı olan tevekkül, insanı dünyanın karmaşasından alıp ilahi huzurun eşiğine götürür. O huzurda ne geçmişin pişmanlığı kalır ne geleceğin korkusu… İnsan sadece Rabbine dayanmanın güvenini hisseder. Ve anlar ki; kalbi gerçekten ferahlatan şey, her şeyi çözebilmek değil, her şeyi Allah’a bırakabilmektir.


Unutma… Bazen Rabb’in seni sessizliğe çekmesi bir uzaklık değil, aksine seni kendisine yaklaştırma biçimidir. Çünkü bazı hakikatler gürültüde değil, ancak sükûtun içinde duyulur. Ve tevekkül eden bir kalp için en karanlık geceler bile, içinde rahmet saklayan bir sabaha aitdir.