SÜKUTUN SON KALESİ
Zordur yalnız olmak ve yalnız kalmak… Bedenen değil, ruhen yalnızdır aslında insan. Kalabalıklar içinde o sessizlik… Yaşanmışlıkların içinde en sesli olanı, sessizliğin en derin yeridir. Mezara bile tek giren insanoğlunun fıtratında yok mudur yalnızlık?
Sözlerin artık bir anlam ifade etmediği, kelimelerin kifayetsiz, bakışların yetersiz olduğu; duyguların görünen yüzü, görünmeyen özüdür yalnızlık… Sükûtun son kalesidir.
Susmak sessizlik değildir bazen. Susmak öfkedir, hayal kırıklığıdır, kırgınlıktır. Oldukça gürültülüdür susmak. O durgunluğun, o yorgunluğun adıdır işte yalnızlık. İnsan, konuşurken yalnız kaldığı için sükûtu seçmiştir aslında. Sözlerin dışa vurumu, duyguların yetersizliği; onu kendine kapatmaya bir hayli yetmiştir. Sessizliğin, düşüncelerin bile konuştuğu; hayallerin gerçekleştiği ve yıkıldığı derin bir suskunluktur yalnızlık… İnsanın kendiyle tanıştığı, baş başa kaldığı yerdir. Gurbetin bile anlamlaştığı o ağır duygunun yükünü taşıyabilendir. Özlemin, sevginin en derin hisleştiği, en güzel övüldüğü yerdir. İnsan en çok kendine hasrettir ve hasretin en güzelidir.
Asıl yalnızlığı ne zaman hisseder insan, biliyor musunuz? Yakınının uzak olduğunu anladığı an… Elini uzattığında tutmasına ihtiyaç duyduğu o insanın uzağında olduğunu gördüğü an… Bize iliklerimize kadar hissettiren, bu çok yakınımızdaki kalabalıktır yalnızlık. En ağırı da bu ya… Tercih değildir aslında, ısrarın eseridir. Öyledir ya; tercih edilmiş yalnızlık olgunlaştırır, içine düşülmüş yalnızlık çürütür. İnsana zorlanan bir acıdır aslında. Bilmezler işte. Acıyı da bilmezler, acınacağını da…
Orhan Veli Kanık’nin de dediği gibi:
“Bilmezler yalnız yaşamayanlar,
Nasıl korku verir sessizlik insana;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle;
Nasıl koşar aynalara,
Bir cana hasret,
Bilmezler.”
Bazen sadece sevmiştir insan. Gurbetin yalnızlığını, özlemin yalnızlığını ve en çok da ince belli yalnızlığı sevmiştir insan… Onu da sever, onsuzluğun verdiği hasarı da… Sözlerin bile süslenmeye hevesi kalmamış. Yorgunluğun üstünde bir yorgan gibi ağırlaşmış. Tek seni ısıtmış, tek seni üşütmüş… Sevmeyi de, sevilmeyi de öğretmiş yalnızlık.
İşte böyledir yalnızlık… Yaraların en derini, acıların en güzelidir. Şairin de dediği gibi: “Kimsenin Fatiha bilmediği köyde öldüm.” diye… Ama Rabbimiz de buyurmuş ki: “İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz; biz ona şah damarından daha yakınız.” Vesselam