Kültür · Sanat · Edebiyat

Tedirgin bir manzara...

Yüksel Çapal 06 August 2026 47 okunma
Okuma Araçları: |
Tedirgin bir manzara...

Kendini ön planda tutma arzusu ya da ihtiyacı, başkalarını gerektiğinde öncelememeye, onların hassas durumlarında dahi yine sadece kendine odaklanmaya itiyor insanı. Bunun için okumak, öğrenmek bile yeterli olamayabiliyor. İnsanın anlaşılma ihtiyacı zamanında karşılanmadıysa, yetişkin olmak, meslek sahibi olmakla da karşılanmıyor. Bir hastanedeyim. Doktorumun tetkiklerimde birkaç değerin farklılığı ile ilgili yönlendirdiği bir bölüm için aylardır randevu almaya çalışıyordum. Neyse ki artık peşinde koştuğum randevuyu almış olmanın ve içimi rahatlatacak bir cevap bulmanın kıyısında hissediyordum. Karşımda gayet ciddi bir hekim bulunmaktaydı. Önceki sonuçlara baktı ve "Bu sonuçlara göre bir iki tetkik daha yapmam lazım." dedi. "Şu kağıdı al ve önce görüntüleme bölümüne git. Sonra da birkaç şeye bakacağım için bir tahlil daha ver. Sonuçlar için de randevu alıp gelirsin." 'Randevu almak biraz zor oluyor dedim." "Yapacak bir şey yok dedi. Sonra da belki bir fikir verir umuduyla "Durum önemli mi gözüküyor?" diye sorma ihtiyacı duydum. Bir an beklemediğim bir tavırla karşılaştım. Ses tonu sertleşip biraz da yükselerek biraz önce bakmadığı kadar keskin bir bakışla konuşmaya başladı. "Ben size anlattım durumu, anlamıyor musunuz? Daha ne diyeyim?Kendimden şüphe ettiriyorsunuz beni. Ben anlatamadım galiba diyorum." dedi. Canım sıkıldı bu işe. Hiçbir şey demeden duramadım ama terslemekten de çekindiğim için, normalden biraz daha sesimi alçaltıp dedim ki, "Kusura bakmayın, hasta psikolojisi işte. İnsan öğrenmek istiyor." Başka da bir şey diyemedim. Aldım kağıdı. Oturduğum yerden biraz düşünceli ve buruk bir halde kalkıp odadan çıktım. Görüntüleme yapılacak bölümü buldum. Biraz sıra vardı ama mecbur beklemeye başladım. Benim arkamda da bir hanım vardı. Aynı bölümden fakat başka bir doktor tarafından gönderilmişti. Biraz konuştuk. Az önceki durumu anlatmaya gerek kalmadan doktorumun ismini duyunca dedi ki, "O biraz sinirlidir.

Herkese bir tavır yapar. Sana da yapmıştır eminim. Sen sonuçlar için benim doktoruma git, sana randevu için de yardımcı olur." dedi. Teşekkür ettim. O sırada ismim okundu. İçeri girip röntgeni çektirdim. Diğer tetkikleri de yaptırıp, sonuçları için o hanımın dediği doktoru bulmaya karar verdim. Sorarak odasını buldum. Biraz tedirgin bir halde kapısını tıklattım. Açtığımda içeride bilgisayar başında, orta yaşlarda, gözlüklerinin camı biraz kalın olan ama konuşması gayet "ince" bir bey oturuyordu."Buyurun." dedi. "Doktor bey ben bazı tetkikler yaptırdım. Sonuç için randevu almam gerekiyor biliyorum ama, biraz zor oluyor." deyip devam edecekken, onun için tanıdık bir durum olacak ki beni kibarca durdurup "Anladım, hemen yardımcı olayım." dedi . Bir kağıda ismini ve bir hafta sonrasının tarihini yazıp, kendi kaşesini de bastı ardından "O gün gel, sonuçlarına bakalım." dedi. Ben de içtenlikle ve gözlerim parlayarak "Hocam çok teşekkür ederim. Allah işlerinizi rast getirsin." dedim. "Elimden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyorum. Biliyorum, randevu zor düşüyor." diye belirtti. "Bazen bunu kullanan da oluyor ve kızıyorum da." diye de ekledi. Ben de "Keşke herkes sizin gibi olsa." demekten kendimi alamadım. Ve içimde yeşeren umutla oradan ayrıldım. Randevu günüm geldiğinde tekrar gittim. Kapıyı yavaşça tıklayıp açtım. "Kolay gelsin doktor bey." deyip bana verdiği kağıdı uzattım. Tamam otur hemen bakalım dedi. Dikkatle sonuçları inceleyip bana döndü. "Size güzel haberlerim var." dedi. O sırada ben de merakla ona bakıyordum. "Sonuçların gayet iyi. Bazen anlık olarak bazı değerler farklı çıkabiliyor. Mutlaka sizde de öyle olmuş. Benlik bir durum yok. Her şey yolunda." dedi. Ve beni bu bölüme yönlendiren meslektaşına bir not yazıp ona iletmemi söyledi. İçimdeki umut, yerini şükür duygusuna bıraktı. Ve insana dâir birçok düşünceye... Sâhi okumak neydi? İnsan önce hâl ilmini bilmeli değil miydi?